Şaşkın-Umutlu Gözler

7/1/2009 ·

Bu bir kucaklaşmama yazısıdır. Bunu en iyi anlayabilecek konumdayım yirmi üç nisan sabahı. O şaşkın umutlu gözleri sabah namazlarında göklere astığımı hatırlıyorum. Kaybolan ve suskunlaşan dostluklar gibi. Ve acıların diplerinde gözünü sadece seccadesine diken genç savaşçı gibi. Ve bir gözü evladının acılarına ve onun terden burunları titreten sevimli ter kokusuna takılıyken duraklarda bekleyen bir annenin hüznü, gözyaşı ve oğlunun misklerden de güzel gelen terli saçlarını okşamasıyla sağanak olan gözyaşlarının yanında ve beraber asılıdır göklere gözlerim. Şaşkın ve umutlu... 

 

Bir parmağın boğumlarını geçmeyecek insanlar tanıdım uzaklarda ama ta kalbimde. Çağırsalar gelirim. Çağırsaydılar gelirdim. Ufak kinlere boğup üzmek istemezdim. Dinamik bir hüzünü de beraberinde taşıyan bir kalbim var. Oysa ne çok namaz kıldık, ne çok kitap okuduk. Ve şimdi kucaklaşamadan ayrılıp gidiyoruz. Ki nefsler, suçları diğerine yıkmakta çok mahirlerdir, nefsim gibi. Ki ben durumlara alternatifler üretmekte de mahirimdir. İşte burada da söylemekten çekinmeyeceğim bazı gerçekler var. Hakikat olmalarını ne de çok dilerdim. Evet, bazı durumlarda suçluyum. Kristaller elimden düşerken daha dikkatli ol(a)madım. Çoğu zaman kavgayı delikanlılık sandım. Dürüstçe ve bel büken ayetlerin referansıyla yaptım. Öye yapmak istedim.

 

Samanyolu'nda veya Andromeda'da yahut da Vega'da gözlerimi bir kurt deliğinde de sürekli zikrederken görmek isterdim. Asıl mesele bir teorinin yıkılması mı yoksa? İşte Allah'ın canlara ruhundan üflemesi. Aslında cennete de talip değilim. Bu acı ve hüzün, bir hemhallik istiyor. Bir sabah Ebu Zerr, Mus'ab, Hüzünlü, Yanık bir kul, Tek başına bir ümmet, Ali, Yunus ve diğerleriyle cennet sakinlerinin neşvelerinin ardından meleklerin büyüğüyle bir buluşma talep ettim. Bu buluşmada Yunus'u da aldım yanıma. Gözgöze geldiğimiz bir çok fikir ve gerçek vardı. En güzelin de en güzeli varken, biz eriyip yok olmak istedik. Bunu zaten hep isterdik..

 

Bir parmağın boğumlarından birisi beni çağırdı. Ama gelemem. "Her döndüğüm köşede aradığımı bulurum diye korkuyorum" diyordu ya şair.. Ve ben çağrıldım ama gidemem. Bu belki bu sevdanın kurtulamazlığını çok daha iyi idrak ettiğimden yahut kelimelerin inciticiliğini artık çok daha derinden tecrübe ettiğimden de olabilir. Oysa ipek mendiller ne de çok kırgındırlar değil mi bize?

 

caddelerde bir yığın insan
saçlarının rengini
bilmedikleri sevgililer için
öldürdüler birbirlerini
biliyorum, alımına karşı
hep eğreti bir yanım olacak
tedirginim, kuşkuluyum, çaresizim
şimdi her döndüğüm köşede
aradığımı bulurum diye korkuyorum
askerde, Kars’ta
umudumu bağladığım tek ağaca
ceza verdiler
derdi neydi, kim bilir
kendini astı diye bir er
o gün bu gündür
nerde bir ağaç görsem
yanıma ölüm gelir
bayım, buyurgan bayım
bahar gelmiş derler
kime sorayım *

 

 

Ali Şayan..

 

*Mustafa İslamoğlu'nun "Binbir Gece Acıları" adlı şiirinden.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »