Gece Gelen Konuk
26/3/2009 ·

Tam bir sene evvel gösterilen bir düşü anlattığım yazının kahramanı kıymetli Muhsin Yazıcıoğlu'na Allah'tan rahmet diliyorum. Hüseyn efendimizle beraber olsun inşaAllah. Şehadet bir bilmecedir; ve bu konudaki hakîkatler gizlidir.
"Muhsin Yazıcıoğlu konuşacakmış bir çaybahçesinde. O gelmeden gidiyorum, en önlerden bir sandalye buluyorum. Geliyor ve anlatmaya başlıyor. Ortalara doğru "soru varsa alayım" dedikten sonra ben elimi kaldırıp, ismimi söyleyip bir soru soruyorum. İçimden, bizi dinleyen istihbaratçıların olduğunu, bir heybe sakalla bu soruları sormanın kolay olduğunu, toplantıdan sonra beni alıp götürürlerse ne yapacağımı da gizli gizli düşünerek; ilk soruya verilen cevap bitmeden el kaldırıp: -dağlıca ve diğer baskınları kastederek- "askeri zaaf olamaz mı, güvenlikde bir ihmal yok mu, 3 aylık eğitimden sonra cepheye/ölüme yollanan çocuklarımızın vebali sorgulanmayacak mı, hiçkimse bu soruları soramayacak mı, boğazlanan ve kaçırılan mehmetçiklerimiz için bir özeleştiri/sorgulama yapılmayacak mı, askerin hataları konuşulmayacak mı ve varsa eğer hainler bulunup cezalandırılmayacak mı?" ekseninde uzun bir soru daha soruyorum...
Durup düşünüyor. Uzun ve dertli düşünüyor. Bildiklerimden çok daha fazlasını bildiğini anlıyorum, daha da öte hissediyorum. Ve bana dönerek "sen söyle o zaman (Musab Yasir)" diyor. "Ben ve yaşayan arkadaşlar söylüyor zaten, bunu üst düzey kişilerin söylemesi lazım; sizin dokunulmazlığınız da var" diyorum. Düşünmeye devam ediyor. Arada, dönüp geri masada dinlemeye çalışmakla uyuklamak arasında gidip gelen arkadaşım Murat'a bakıyor, bir yandan da kızıyorum neden önlere gelip de aktif sohbete katılmıyor diye.
Sonra sandalyeler sıklaşıyor. Muhsin Yazıcıoğlu konuşma yaptığı yerden aramıza geliyor. İyi istihbaratçı olduklarını yani istihbaratçıların iyi ve vatanseverlerinden olduklarını sonradan anladığım iki tane top sakallı ve babayiğit adamla Muhsin başkanın samimi bir sohbete girdiklerini görünce ben önce kendime "al sana korktuğun istihbaratçılar" diyorum önce. Sonra iyilerden olduklarını anlayıp dinginleşiyorum. Sonra da Muhsin başkana dönüp "hocam buluşmanın formatı böyle olacaksa biz gidelim" diyorum. Duymuyor önce. Sona yardımcılarından birisi dediklerimi tekrarlıyor.
"Hayır" diyor Muhsin başkan ve ilerideki küçük bir masaya geçiyor. Bir kişi daha var, yaşı bana yakın. Beni de çağırıyor. Gidiyorum. Selam verip Muhsin yazıcıoğlu'na "Sizi rüyada Mehdi resul ile beraber görenler var, Mehdi Resul'ün kim olduğunu bilmiyorum ama sizi beraber görenler var" diyorum. Çok derin bir tebessümden sonra "inşaAllah" diyor..
Ve sonra masamızdaki diğer genç bir askerlik anısını anlatmaya başlıyor: Askerlik yaptığı bölgeye yakın bir tepelikde komuta Jandarma'dayken terörün azdığını, bunu gören/bilen Kara Kuvvetlerinden komutanlarının ise "azın bakalım, siz görürsünüz" deyip komutayı aldıktan sonra oradaki terörün kökünün kazındığını anlatıyor... Ben ise askerin içindeki kötüler ile iyilerin muhasebesini yapıyorum. Aklıma bu cumhuriyet bayramında başörtülüleri görünce platformu terkedenler de dahil bir sürü şey geliyor ve Muhsin başkana müslüman kesimin askeri sevmek için en ufak bi bahaneyi aradıklarını ve askerin neden böyle yaptığını sormak istiyorum..
Bir de bakıyorum ki bizim Murat uyumuş. Bir bağırıyorum uzaktan, uyanmıyor. Soruyu gelince sorarım diyip uyandırmaya gidiyorum. Uyandırıyorum "sen de gel, bak başbaşa sohbet ediyoruz" diye..
Uyanıyor."
Ve sonra,
uyanıyorum.....
Hayırdır inşaAllah....
Faili meşhur listesine katılan bir insan daha. Fail belki yukarıdadır, belki aşağıdadır; belki içeridedir, belki dışarıdadır. Eşref Bitlis paşa da bilmem ne bozukluğundan ölmüştü..
0 yorum yazılmıştır