Güzel..


2/7/2009 ·




Kardeş Türküler’in türbanlı gitaristine... 

Sevgili türbanlı gitarist kardeşim...

Geçen gece Kuruçeşme Arena’da sizin grubun, yani Kardeş Türküler’in konserine   geldim...

Sen sahnede en arkada, biri sakallı iki erkek gitaristin arasındaydın...

Başında türbanın, elinde gitarınla Kardeş Türküler’in içinde eriyip gitmiştin...

Yadırganmıyordun... Bir yabancılaştırma efekti yaratmıyordun... Grubun öz evladı gibiydin...

Sevgili türbanlı gitarist kardeşim... 



Sahnede seni fark edince, nedense, bende bir kıvanç, bir gönenme, bir gurur duyma, bir coşma hali baş gösteriverdi...

Dedim ki: Tamamdır... İşte budur!

Çünkü...

Sevgili kardeşim, senin dün gece Kuruçeşme Arena’da, binlerce hakikatli dinleyicinin önünde, Kardeş Türküler Grubu’nun Arapça, Ermenice, Kürtçe kardeşlik türkülerine gitarının tellerine vurarak eşlik etmen, türban özgürlüğü konusunda 25 yıldır atılan politik nutukların hepsinden daha üstündür.

Düşünsene:

O nutuklardan hangisi, senin türbanı normalleştirdiğin kadar normalleştirebildi ki?

Hatta bırak normalleştirmeyi, o nutuklar nedeniyle “türban düşmanlığı” daha da artmadı mı?

Sevgili türbanlı gitarist kardeşim...

Senin Kuruçeşme Arena’da Kardeş Türküler Grubu içinde sahneye çıkman, Hayrünnisa Hanım’ın türbanıyla Çankaya’ya çıkmasından çok daha büyük tebliğdir...

Çünkü...

Sen o gece varlığının diliyle türban bayrağını, sizin grubu dinlemeye gelen binlerce insanın gönüllerine dikmeyi başardın...

Türbanı zerre kadar öne çıkarmadan... Dünyanın en olağan görüntüsünü veriyormuş gibi... O muhteşem grubun içinde eriyerek... Milim ileri çıkmadan... Milim geri durmadan...

Unutma: O bayrağın Çankaya burçlarına dikilmek yerine, gönüllere dikilmesi gerekiyor...

İşte bu yüzden sevgili kardeşim, vur gitarının teline binlerce mağdur kardeşin için... Vur gitarının teline kalpleri yumuşatmak için... Vur gitarının teline kardeşliği tesis için... Vur gitarının teline özgürlük için...


Ahmet Hakan, Hürriyet, 2 temmuz, 09

Yorum (2) Yorum yaz!

Re-Gayip


27/6/2009 ·

Ramazan'ın haberleri geliyor. Önce Recep geldi işte. Yarın mübarek üç aylar giriyor. Ruhları doyurma zamanları. Ne güzel zamanlar. Allah ne güzel. Allah'ı sevmek ne güzel.

Canım Allah'ım..  Seni çok seviyorum....

Yorum (0) Yorum yaz!

Genç Ölmek


11/6/2009 ·

  

Kıskanılır belki. Şehadeti duaların başına koymak elbette bir dizeden ötede olmalıdır. Zaman bize göre. Ve rızıklandırılmış olan şehitlere göreyse kıyamet çoktan koptu. Kimbilir onlar belki de bizlerle bile...

Genç ölümlere dair bir gıpta bulunurdu hep içimde. Geride kalanların hüznü engel olmasa hâla da var bu. Ama insan oğlunu düşünüyor, eşini, annesini. Farklı bir boyut bu. Kader dinamiktir evet. Bunu düşünüp duruyorum. Durup düşünüyorum. Trafik kazası ve kanser bu tedbirlerin belki de ötesindedir. Ama yüreğimi paramparça eden birşey var: O da tıpkı Srebrenica belgeselinde bebeğine ulaşmaya çalışan anneyi görüp de uzaktan bakarken, empatiyi çalıştırarak kendi eşimin ve bebeğimin onlar olduğunu düşündüğümde nasıl da sarsılarak ağlamıştım..


Bizi infağın ve rızanın diplerine ulaştıracak kutsal emanetimiz olan bu vicani duyguyu çalıştırmak daha etkili bir yoldur belki. Numan kardeşim için sevinçliyim. Ki bu gerçekten güzel. Nur yüzü aklımda uzun zamandır. Ama kalbimin diplerindeki derin hıçkırıkların, yaralı eşi ve bebeğini düşünerek, helezonik bir şekilde artmasını da durduramıyorum. Elden birşey gelir mi onu da bilmiyorum..

Evet, böylelikle bu bir kaderdir. Ve bize düşen; derdimizi Allah'a açmaktır...

Genç ölümler alır beni. Numan ve Faruk kardeşlerim çoktan sevdiklerine kavuştu. O sevdikleri şu an bize göre yaşıyor da olsalar. O vuslatı beklerken burada hüzünle ellerini açanlara da güzel bir sabır yakışır ancak. Allah'ın cennette kavuşturacağına neredeyse emin olarak yaşanmış bir hayat, ve hayırlı bir ölüm diliyorum, yakınlarına, ve dahi bana...

...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...

Yorum (0) Yorum yaz!

Rahmân'a doğru İbrahim'im....


8/6/2009 ·




Ne güzel bir merdiven ve ne güzel bir merdiven tırmanıcısı..
Allah daim ziyade etsin hayırlı adımlarını ve ışıklarını..
Âmin..

Yorum (0) Yorum yaz!

Ellerimde


6/6/2009 ·

bütün cevaplar,
sordum ve gördüm.
tek tek bildim
ellerimde

uzaya yakınım
yakına uzak
yine bir ideal
yine bir teori
ve kader benim
ellerimde

mesih yoktu
sordum onu da
olan mehdi'ydi
bilen mehdi'ydi
yazıldı, ürktüm
ellerimde

bir tekkede tefsir
bir tefsirde zikir
bir avuç ârabî
bir avuç teymiye
bir nakış sanki
ellerimde

Yorum (0) Yorum yaz!

Cerrahi


6/6/2009 ·

..
Başlangıcı olan herşeyin bir de sonu vardır.
Bu başlarsa, bitişi ahirette mi acaba, dünyada mı?
Yol, Hz.Ali'nin yolu.

Yorum (0) Yorum yaz!

Karanlığa Okunan Ezanlar


19/5/2009 ·



Uzun süreçlerden geçtik. Yağmalandık biraz. Yanıldık belki çokça da. Düşündük, süreçlere girdik. Sarı Saltuk'u bir Nihat Genç'ten bir de Mustafa İslamoğlu'ndan dinledik. Kırlangıç ve güvercin kıyaslamasını dinlerken biz de bir sonbahar ikindisinde bulduk yüreklerimizi hüzünle. Bilgiyi kuşatıyorduk. Bilgiyi sorguluyorduk. Sorguyu biliyorduk. Sarı Saltuk'un dergahında diz çöktük, suyundan içtik. Ama oldum demedik. Aradık hep.

Ben ..Şurada.. bahsettim. Evet, Halid bin Velid olmasını Allah'tan istedim. Bunu kendisine de söyledim. Duadır. Ahmet Altan'ı da istiyorum. Ağlayabilen adamdan umut kesilmez. Yerel olan yerdedir. Bizim ayağımızı yerden kestikleri için yerel olamadan global olma eğilimine koyalca giriyoruz. Türkiye'de bir TSK muhalefeti olmasaydı, emperyalizme karşı çok daha dirençli ve güçlü olacaktık. Direnerek ve dik durarak; sabırla ve namazla yardım dileyecektik Rabb'imizden. Çok fazla yereldik. Bu topraklar bizimdi. Ama bizi yerel(!) olan silahlı garpçılar garpçı görünmeye itti. Siyasetin silahını konuşturmak ve silahların siyasetini susturmak için uzun yol almaya hüküm giymiştik. Ve maalesef, kendileri Amr bile olamayanlar bize "neden Ebu Zerr gibi değilsin?" sorusunu yöneltiyordu... Bu soruyu Nihat Genç de bu bağlamda sormuştur.

Psikolojik harp zamanlarında yaşıyoruz. Şimdi Jitem beslemeli KurtlarVadisi Kanal7'de, Emniyet İstihbaratı destekli KVPusu ShowTv'de. Bu ne yaman çelişki anne? Son kırılmalar büyük yıkımlara yol açtı biliyorum. En yakınlarımdan biliyorum. Belki bu durum, gemiye binip binmemek gibi algılanabilir fakat o kadar algılanmamalıdır. Şu Ergenekon süreçleri umut bağlanan nice adamları bağlamıştır.

Nihat Genç'i kitaplarından da ileride tanımaktır, dinlemek. Gözyaşlarını, tepkilerini. Bu adamın müslüman vicdanıyla bir müştereki var. Bu kadar islamcı müslümanî beyni yakınlarında barındırması isabetsiz bir deneme midir müslümanlar adına? Kolay bulunan kolay kaybedilir. Ben F.Gülen hocaya, Abdullah Gül'e vesaire çattığı zamanlarda Vadi yayınlarının önünde Nihat Genç kitapları yakma eylemini bile ciddi ciddi düşünmüş biriyim. Ama Yuşa beyin yazısını yazamazdım. Yıllar evvel ProVakit gazetesinden bir adam da Fatih Altaylı'ya sözde bir cevap vermişti. Biz usül ve uslüp hatalarından bahsetttikçe Altaylı'nın yanına yerleştiriliyorduk.

Alacak çok şey var dostlar. Nihat Genç'in hocaefendi aleyhine söyledikleri nasıl isabetsizse, Yuşa beyin Genç hakkındaki yazısı da isabetsiz ve hatta yetersizdir. Belirli noktalardaki muhalefetimizi derinlemesine yapmamızda inşaAllah bizim için hayırlar vardır. Kimisi usûlümüze vurulur, kimisi asılımıza. Güzel olan, güzellikleri getirir. Zihinsel bir tatmin uğruna Müslüman duruş böyle olmamalıdır.

Nihat Genç çalışmalarında durup düşünmemiz gerekir. Diğer çalışmalarda da olması gerektiği gibi. Durup düşünmek. Şu toz duman dağıldığı zaman bir cami avlusunda buluşma ihtimalimiz kuvvetli olan bu yerel adama karşı dana anlayışlı olmak gerekir diye düşünüyorum. Ekonomik zorlukları olan, zayıf, okuyan, düşünen, ağlayan, yerel bir adam. Bunun bir adım sonrası belki de hidayete en yakın yerdir. Yani hidayete ermişler için takvadır ile takva sahipleri için bir hidayettir arasındaki ikilemde ikincisini seçen bizler, en azından ben için; duygusal bir balıktan umut kesilmezdir..

...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...

Yorum (0) Yorum yaz!

Filistin'e bombalar yağardı her gece


19/5/2009 ·




Aramakmış oysa sevmek....

Yorum (0) Yorum yaz!

Levh-i Mahfuz'dan Yüreğime Dökülen Kelimeler


8/5/2009 ·

Gemiye bin!

Çünkü artık sana inanan olmayacak. Bak göklere, istediğin umutlar birer birer asılmış. Sana düşen eşsiz bir hırçınlıkla konuşmama orucuna başlaman. Hatırla o anı ki boğulup gidecekler ezelden ebede. Dosyalar dolmuş, raflara konmuştur artık. Olan olmuştur, hangi depremlerde kimlerin cesedi donmuş bellidir.

O erler ki seher vakitlerinde istiğfar ederler. Tevbelerinde samimi değillerdir ama. Bir tokat gibi çarpar tevbe suresi münafıklıklarını yüzlerine. Ama boşyere okunur durur sayfalar. Çünkü tarihi bir olaydır surede anlatılan. Devletin arabası ve telefonu ve imkânları ile özel hizmetler yapılırken, birdenbire İstanbul'daki helal et satan marketlerin listesi fakslanır. Hangi markada hangi e'li numaranın sakıncalı olduğu tek tek bilinir. Ve fakat dvd writer ile filmler, eğitimler kopyalanır. İşte bu sanmaların en kötüsüdür.

Gemiye bin ve soru sorma!
Bir hicaz eser derinden. İbrahim Sadri şiirleriyle bakılıp durulur. "Bizim de yaşadığımız hayattır kardeşim" ile başlayan. Oysa okçular tepesi boşalmıştır artık. Kaybedilen şey o kadar hakikâttir ki insan doğasına uyar ve farketmez bunu. Yaşanılan hayat değildir. İlmiyle amil olan diri, olmayan ise bedbahttır. Sakın gemidekilerin az oluşu seni yıldırmasın. Nice az topluluk Allah'ın izniyle kendilerinden sayıca ve silahça daha güçlü olan topluluklara galebe çalmıştır.

"Levh-i mahfuzdan süzülenler hayatımın neresinde?" sorusunu "tam ortasında" diye cevaplayamıyorsan ve bu duruma samimi bir şekilde üzülmüyorsan bil ki gemiden coşkun suya düşenler de olacaktır. İman ettim demekle kurtulamayacağını zaten biliyorsun. Bilmenin de ötesinde, gemide yüreciğine dokunan bir yalnızlık da vardır. Kınayıcıların kınamaları da dokunur içten içe. Keresteler hoşuna gider belki ama bir görmeyen ile özüne döndürülürsün.

Ama sen yine de gemiye bin!
(Umulur ki döndürülürsün.)

Seyreyle güzel kudretli Mevlâm neler eyler,
Allah'a sığın,adl-i Teâlâ neler eyler.

Elbet yürütür fermanını kadir-i Kayyum,
Herkese layık sırr-ı tecellâ neler eyler.

Alemleri var eyleyen Allah-u âli'dir,
Gözler görecek mihr-i muallâ neler eyler.

Eltaf-ı kadim,Rahm-i  azim, Bar-i Teâlâ,
Kerem-i Kerim şems-i mücellâ neler eyler.

Lütfi derki dergâh-ı ilahide sebat eyle,
Nazlı niyaz et Hakk'a temennâ neler eyler.

 

 

Ali Şâyan

Yorum (0) Yorum yaz!

Tasavvuf Matrix'te bir Mutluluk mu?


19/4/2009 ·



Hiç bal yememiş olarak bal tarifi yapmak sağlam olmaz. Bir şeyi yazan kalemin sahibinin aslında ne olduğuna dair bilgiler de bize sağlam temeller verir. Anlamak isteyen için bu, fikrin yere basmasıdır. Ne dendiği, evet daha önemlidir ama, kimin dediği de önemsizleştirilemez..

Yaşadığım bazı hayatları da biraz anmak isterim. İsmi lazım değil bir dergahta tam dokuz sene diz çökmüşlüğümüz vardır. Dergaha girerken de ayrılırken de içimdeki muhalif ruh ve direnç değişmedi, ikna da olmadım ilgili konulardaki düşüncelerine. Mesela rüyalara(zuhurat) vahyin bir cüzü gibi bakılır ve hayata yorulurdu. Bize gösterilen zuhuratlar için "(Mus'ab)'ın getirdiği zuhuratlar elimizi kolumuzu bağlıyor, yolumuza taş koyuyor" denmişti. Bu benim için tarifi imkansız acılara ve kırılmalara sebebiyet vermişti. Onların rüyalarını Cebrail, bizimkini ise sanki İblis getiriyordu. Mustafa İslamoğlu'nu iyi olarak gördüğümüz zuhuratlardan hoşlanılmazdı...

Bendeniz acizane iki benzetme yapmak istiyorum tarikatlara dair. Dergaha ilk girmemle nasıl rüyalarımın ve hayatımın değiştiğini biliyorum. Detayları geçiyorum. Tasavvuf yolu bir hakikattir noktasındayım hâla. Mamafih "ve fakat" ile başlayan yığınla cümle kurabilirim.. Tarikata dokuz senesini vermiş ve bu dönemde bir yandan da Mustafa İslamoğlu'nu takibedegelmiş biri olarak çok klas bir denge oluşturan sağlam bir zemine basabildiğimi düşünüyorum, Allah-u alem, yanılma payım vardır.

İlk benzetmem şudur: Başarılı bir öğrenci için aktif, aktüel, geniş imkanları ve harika bir kütüphanesi olan kocaman bir üniversite gibidir tasavvuf. Levh-i mahfuz ile bağlı gibidir mürid. Yani içimizdeki münafıkla uğraşır durur. İnsan-ı kamili amaçlar. Yani Hazreti İnsan'ı. "Ey iman edenler, iman ediniz" ayetinde olduğu gibi, amaç hakikattir. Üniversiteler güzel olmasına güzel ve verimlidir de, rektör ve dekanlar işin hakikatini bozarlar. Buna istidraç denir. Ben diyorum. İlim ve ikram şimarması. Allah'ı zikreden kul kınanmaz, Allah'ın verdiği ikramlar da kıskanılmaz. Ama bunları kullanarak da Allah ile kul arasında bir istasyon kurulamaz.

Burada herşeyden evvel, kişinin imanını kendinin oluşturması gerekiyor. Sürekli sağlama yapması. Sorgulaması. "Neden?" diye sorması. Bu durumda ne sel, ne yel, ne de başka bir şey götürebilir içimizdeki dinamikleri. "Mürşid-i kamil bu dergahta oturandır" diyene "Mürşid-i hakiki Kur'andır" diyeni tercih etmek harika bir tavırdır. Ve nedense dergahlarda bir milliyetçi rüzigâr esmesi doğal mıdır bilemiyorum. Bizim dergah MHP'liydi mesela. Bu da tarifi ve dönüşü imkansız durumların devamlarından biriydi.. Varın içimdeki çatışmayı siz düşünün. "Şeyhin Mhp'ye oy verin diyor, sen de Akp'ye veriyorsan, münafıksın" sözünü bizzat duymuşluğum vardır. Ki o seçimde ben farklı bir zuhurat görmüştüm Akp'ye dair, müsbet yönde. Ama malum, bizim zuhuratlar tekere taş koyuyor ya!

Çok interaktif bir süreçtir bozulmamış dergahlar. Dünyevi konularda gece okumalarını da içeren namazda sorular sorulur, cevaplar alınır. Tevbesi ve zikirleri harikadır. İlahileri aynı şekilde..Ama şeyh efendi müridinin Allah ile olan ilişkisini de kıskanıp bunu engelleyebilir. İşte kıyamet burda kopar. Şahsiyetli müridin kafasına sıkıp gitmesi istenir adeta. Yani "önü kesilen asistan" durumları. Nitekim bendeniz bu bağlamda bilinçli olarak dergahtan gönderildiğimi düşünüyorum. Yani rektör asistanı üniversiteden uzaklaştırmıştır. Öğrencinin çalışmasını ve bilincini muhakkak bir gören ve değerlendiren vardır tabi ki. Ve çok şükür zuhuratlar da hep bizim düşüncelerimizi destekledi..

Evet çok sözler söylenip duruyor. Ben dokuz senenin öncesinde de İslamoğlu'nu izlerdim. O süreçte de ve şimdi de. Dergah bana bir katalizör oldu hakikat yolunda. Bunu inkar etmem nankörlüktür. Ama Allah ile arama girmeye kalkanlara, kim olursa olsun "Dur!" derim, dedim de.

İkinci benzetmem, benim bakış açım olan ilk benzetmeye bakarak biraz mevcut durumu anlatmaya yönelik bir benzetmedir. Tasavvuf matrixtir. Kişisel mutluluklar ve tatmin duygusu verir. Filistin'e yardımın adı-sanı okunmaz ama Dergah'ın tadilatına verilen paranın kişiyi ne kadar huzurlu ve mutlu ettiğini görmüşümdür. Bu bağlamda Akşemseddin hazretlerinin Fatih'i tarikata almaması meselesi de dikkate şâyândır. Benlik, kişisel huzur ve seyrü seferler, kişiyi mücadeleden ve hayatta aktif olmaktan alabilir. Matrix'te biraz bilgece ve tutkuyla devam edersen, ajan Simith'ler tarafından engellenirsin. Mesela bu konu yedi serilik animatrix çizgi filmlerinde açıkça anlatılmıştır.

Asıl diyeceğim meseleye geliyorum. Kıymetli Mustafa İslamoğlu'nun, Engin Noyan'la HilalTV'de yaptığı Vahyin Penceresinden isimli serinin "İrfan, Tasavvuf ve Tarikat" bölümü mutlaka dinlenmelidir. Bunu bütün müslümanlara tavsiye ediyorum..

...Bu bağlantıda... VAHYİN PENCERESİNDE 31,05,2008 tarihli programda TASAVVUF A, B, C, D olmak üzere alt alta dört kayıt var. Ve uzun bir süreci anlayabilmek için çok başlıklı yorumlardan evvel konunun ne'liğini bilmek gerekir. Mustafa İslamoğlu hem bal yemiş, hem de bal konusunda uzman bir ailede ve çevrede ilk gençlik çağrarını geçirmiş birisidir..

Tabii ki bunlar görene;
Köre ne?!

Diyorum.

...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...


Mus'ab Yasir

Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »