Hac Ayları, Kurban Günleri ve Bayram Tıraşı
24/11/2009 · Kategori: bilinc
"Haritanın hemen heryerinde, gurbette bayram geçiren İ.H.H. gönüllülerinin ve Allah'a Hizmet uğruna şanlı bayrağımızı dalgalandıran, İslâm ve Türk kültürünü oralara taşıyarak öğrencilerin bilinçlerine akıtan, anlatan ülkücü muallimlerimizin de bayramlarını, en hassas zamanlarımda akan gözyaşlarımla gönderdiğim hayır dualarının ardından kutlamak isterdim. Ama bu hâl yok şimdi.. Evet dostum. Hâlsizim. Hâl kayboldu. Allah'da yok olmak varken, dünyada var olmuş bir okçu gibiyim. Sakallarımı kaşıyıp haber bültenleriyle savaşıyorum, tartışıyorum. Yatsıyı ne zaman kıldığımı bilemiyorum. Herhalde imsaktan evveldi.. Oysa biz o zamanlarda teheccüdlerin ardındaki vitirleri okuyup hayret ederdik.. Bir insan kendi özbenliğinde olanı değiştirmedikçe, Allah onun hâlini değiştirmez.." diye sızlanan bir müslüman olarak dünyaya çağrımdır...
I
"Hac ve Kurban Bayramı, Oruç ve Ramazan bayramı kadar birbirini tamamlar, birbirinin ikizi gibi dururlar.. Hac. Orucun aksine, aramızdan ancak bazıları, ancak belli bir coğrafyada yaşar haccı. Kurban, haccı yaşayanların bayramıdır. Hacının ihramı, bu anlamda Ramazan'ın orucuna benzer. Oruçlu Ramazan bayramı'na dili çözülmüş olarak girer, hacı ise Kurban bayramı'na eli çözülmüş olarak girer.. Kurban, Haccın anlamını yaşayanların bayramıdır. Haccın anlamını yaşayanlar ise, haccın coğrafyasından uzaklarda da olsa, haccın mevsimine denk gelen günlerde yaşayan her mümin bu yakınlaşmaya girebilir. Teşrik tekbirleri ile hacca gönderdiklerimizin tekbir heyecanına iştirak etmeye, kurban kesmekle de, hacıların içeriden yaşadığı o varlık bayramına dahil olmaya çalışırız.. Kurban Bayramı'nın özünde haccın heyecanını paylaşma çabası vardır. Bu kertede, "hacı yaşama"ya olan uzaklığımız, haccı paylaşma vesilemiz olması gereken kurbanı da cehlimize kurban ediyor. Rasulullah'ın-sav- sadece hac'da kurban kestğini, Kur'an'ın sadece hac yaparken kurban kesmekten söz ettiğini gerekçe göstererek, kurban kesme coşkusunun önünü kesmeye kalkanlar, önce haccın bu ülkede yaşanılır olmaktan çıkma nedenlerini görmelidir.." 244-247. sayfalarında, Senaî Demirci'nin Hac Günlüğü, Sevgili'nin Evine Doğru isimli kitabında..
Kurban, niyet açısından yaklaştıran ve her nefesini hissettiğimiz takdirde bize sükûn/huşû/hidayet veren bir vesiledir. Allah'ın ismi anılarak kesilen ve Allah için dağıtılan paylarla insan fıtratına doğru akar. İlgili ayetleri çoğumuz hemen hatırlarız. Burada vurgulayacağım şey ise kurbanın zamanıdır. Kurban bayramı dediğimiz, Zilhicce'nin onuncu günü ile başlayan bir süreçtir. Ve bizim buradan kurban kesme adına yaptığımız şey, Hac'daki merasime uzaklardan katılmaktır. Bütün bunları, kurban ibadetinin sosyal dayanışma boyutunun faydasını göz ardı etmeyerek yazıyorum. Kurbanların etinden, tırnağından herşeyinden faydalanıyor insanlar. Umulur ki takvalarımız artar. Sorumluluk ahlâkını kuşanırız inşaAllah.
Bu zamanlama saplantısıyla kurbanın hacdan bağımsızlaştırılarak ibadetin âdete dönüşüp âdeta bir kavurma bayramı haline getirilmesindeki yanlış anlamalar ve uygulamalardır hedefim. Hac dışında kesilebilecek kurbanların zamanlama olarak belli günlere sıkıştırılmasıdır. Yoksa "aslında güneşten korunma amaçlı yapılan şemsiye neden yağmurdan korunma amaçlı kullanılıyor" sorusu gibi değildir. Kuran'da konunun mantığıyla ilgili olarak kurban kesmenin tavsiye edildiği ama sadece Hac için zamanın belirtildiği görülmektedir. Bizim buradan kestiğimiz hediye kurbanları aslında Hac'daki uygulamaya nisbetledir. Bu sebepten, yani ibadet açısından bir başlığı yoktur. Sadece genel islam kültürüne uygun iyi birşeydir. Bu kurban kesme bütün seneye yayıldığı zaman daha verimli olacaktır. Yurtdışına veya fakir fukaraya veya eşe dosta ikram etmek için Hac zamanlarını beklemeye gerek yoktur. Zira Medine'de Hac zamanında halifelerce kurban kesilmediğini de biliyoruz.
Senai Demirci'den alıntıladığım metinde açıkça olmasa da kurbanın, yani on Zilhicce'de kesilen kurbanın Hacdakilere mahsus olduğunun gizli kabulü vardır. Sayın Senai Demirci'nin aksine ben burada kurban yaklaşımının önünü tıkamaya değil, daha verimlice önünün açılmasını savunuyorum. On Zilhicce'de hacdakiler ve dışarıdakilerin bir kısmı kesebilir. Kalan diğerleri de değişik aylarda, değişik günlerde kesebilirler. Bu optimum verimi sağlayacaktır. Bu işlem Cemaziyelahir'de ve Zilhicce'de kesilmek üzere ikiye ayrılsa bile şu ankinden daha ileride bir çözüm oluşur. Benim demek istediğim, hacda olmayanlar açısından Zilhicce'nin on'u ile başka bir gün arasında pek farkın olmadığıdır.
II
"Hac (ayları), bilinen aylardır. Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız Allah onu bilir. (Ahiret için) azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma)dır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının." (2-197) Diyanet'in meallendirmesinde, bilinen aylardır'dan sonra şu açıklama yapılmış; -ne zamandır düşünüyordum üzerinde, görünce sevindim- : Hac ayları, Şevval, Zilkade ve Zilhicce ayının ilk on günüdür. Bu bilgilerin ışığında söylediklerimin düşünülmesini talep ediyorum. Bilinmesi gereken şey, üzerinde düşünülmesi gereken şeydir. Ve bizim Zilhicce'nin onuncu günü kestiğimiz kurban özel bir ibadet değil, Hac atmosferini uzaklarda da yaşayabilme adına yapılmış bir yaklaşma denemesidir. Bizim geleneksel aklımızda kurban, bir başlık altında olmadıkça olmaz seviyesindedir. Misal: adak, akika, kurban bayramı kurbanı gibi.. Zamanı belirtilen kurban Hac'daki kurbandır. Bizim kestiğimiz hayvanlar, terim anlamıyla Zilhicce'nin veya Ramazan'ın onunda veya başka bir ayın başka bir gününde kesilmiş de olsa, bir fark yoktur.
Araştırmalarımda vardığım sonuçlardan biri de Türkiye dışında Hac zamanlarında kurban kesen başka ülkelere pek raslayamadığımdır. Bir anlama sorunu olduğu aşikar. Bizim dünyaya iyilik ihraç etmemizin önüne set çekmek değil bu dediklerimin amacı; bu ihracı ve potansiyeli daha verimli kullanmaktır. Ve bu ibadet şekli olarak kurban, Diyanet'çe mesela üç veya dört vakitte tavsiye edilebilir. Veya bu dediğimiz vurgu yapılabilir. İnsanların kendini kasması, zorlamasının önüne geçilir. Hac zamanında müsait olmayan adam başka zamanda kesebilir. Burada Muhammed Esed'in dipnotunu koymak isterim : "Lafzen, “açıkça bilinen aylarda”. Hac, belli bir ayda (yani Zilhicce ayında) yapıldığına göre buradaki çoğul kullanım, haccın her yıl tekrarlanmasına işaret etmektedir. Ayrıca unutulmamalıdır ki, bazı yorumcular, bunun kamerî yılın son üç ayına işaret ettiğini savunmuşlardır."
III
Zarifçe düşüncelerimizi anlatacağız. Anlaşmak zorunda veya durumunda da değiliz. Önemli olan anlamak, anlamaya çalışmaktır. Hac konusunda kıymetli Bayraktar Bayraklı hoca da tefsirinde şöyle demektedir özetle: "Hac belli aylarda yerine getirilecektir.. İslam alimleri çoğul aylara farklı yorumlar getirmişlerdir.. Bilinen aylar: şevval, zilkade, zilhicce mi? Nüfus artarsa hac zorlaşır. Artarsa üç aya yayılması söz konusudur. Bu konuları konuşmaya cesaret bulamıyor düşüncelerimize zincir vuruyoruz.. Fahrettin Razi de "hac ayları üçtür" diyen alimlerin bulunuduğu yazmış.. Ama bu boyuta taşıyamamıştır.." Diyanet dipnotunu da yukarıya taşıdım, Esedi de.. Haccın üç ayda olma meselesi artık gereklidir. Hatta zorunluluğa kadar gidecek bir durumdadır. Şimdi dört milyon hacı oluyor; diğer alternatif gerçekleştirilirse yedi milyon hacı çok rahat ve içini doldurarak haccını eda edebilir.. Peki 10 sene sonra on beş milyon hacı adayı olursa? İlle de kurbanlarını hac aylarının onuncu günü kesmek isteyen Beytullah dışındaki müslümanlar da en azından bu yığılmayı üçe bölmüş olurlar klasik anlayışa göre.. Bunları neden düşünüyorum: Madem sosyal dayanışma ve et ihtiyacı gözetiliyor bu durumda, ve madem Hac zamanına denk getiriliyor kurban işlemleri -Beytullah dışındakiler için- burada iki alternatif oluşuyor. Böyle bir kapı var ise şayet, bu kapıyı açıp yeni köprüleri kurmak gerekiyor ihtiyaç sahipleriyle. Birbirinden bağımsız olarak da düşünülebilecek şeylerden ilki, Hac bilinen aylardadır 'dan hareketle, Şevval, Zilkade ve Zilhicce aylarında da hac yapılırsa, bu yakınlaşma amacı güdülerek kurban kesme işleri bu üç ayda yapılarak sosyal yardım boyutu çok daha verimli kullanılabilir.. Yani bu üç ayın onuncu günlerinde kurban kesilebilir. Bu bir açımlamadır. Araştırdığım ve bilebildiğim kadarıyla bir nassa aykırı değildir bütün bunlar. Şu prensibi de düşüncelerinizin arkasında bir fon olarak tutmanızı istiyorum: "Bir şeyin yasaklığına dair delil yoksa, serbestliğine dair delil aranmaz." Bu İslam medeniyetinin temel bakış açılarından biridir.
IV
Nasıl ki diğer aylarda da oruç tutarak ramazanı bütün seneye yayabilme ve bu iklimi yaşayabilme ihtimalimiz varsa, kurbanda da bunu her ay yaşayabiliriz. İnsanlararası sosyalleşme ve kaynaşma vesilesi ve bir paylaşım atmosferini bütün yıla yayıp iyiliği güncel ve etkin hale getirebiliriz. Bu, Kurban'ın bir meleke haline gelmesinin önündeki psikolojik engeli aşmak için gereken ilk adımlardandır. Tıpkı, akşam ezanından hemen önce mescide girip de selam namazı kılan adama dik dik bakan gelenekçiler gibi, yani kendilerince tanımsız/başlıksız namazı kılmayanlar gibi olmamak lazım. Kurban da tıpkı sadaka gibi, her zaman ve zeminde başlıksız olarak kesilebilmelidir.. Bu şekilde et yığılmasının önüne geçilecek ve dayanışma artacaktır.
V
"Yeni ve özgürlükçü bir dünya, herşeyden önce yeni ve kendinden bu kadar emin olmayan bir dil arayışıyla başlar.." Kendinden çok fazla emin olmak, başkasının, zihnimizde mutlak yanlışlığına gider. Maalesef ben bu durumları çok kıymet verdiğim alimlerde bile üzülerek görebiliyorum. İnsan yorumuna açık bırakılmış konularda, kendi tezlerini mutlak gerçekmiş gibi sunmamalıdırlar. Yani yorumunun delili yok, tabir-i diğerle gerekçesi yok. "Ben de böyle düşünüyorum" demek gerçekten büyük erdem. Bu bağlamda kendimden de örnek vermek isterim. Bayramda gideceğimiz yerde hemen bütün tanıdıklarımız kurban kesecek ve herkes birbirini davet edecek, geçen senelerde olduğu gibi, ve ihtiyaç sahibinin evinde de bir yığılma olacak. Madem ki amacımız “Elbette onların etleri ve kanları Allah'a ulaşmaz. Ancak O'na sizin takvânız erişir” öğüdüne uygun davranış modellerini benimsemektir, o halde kurban bayramlarını kavurma bayramının önüne geçirmek ve adını da Hac bayramı olarak değiştirip bilinçlenmek gereklidir diye düşünüyorum..
Ben düşüncelerime mutlak doğrudur demiyorum. Şartlara uygundur ve yanlışlığı ispatlanmamış tezlerdir. Ve işe yarar bunlar, gerçekten de... Bazı alimler birini yurt dışına birini de evlerinde olmak üzere iki kurban kesmeyi öğütlüyorlar. Ben de iki kurban kesebilmek isterdim. Ama bunun için gelecek kurban bayramını beklemeye ne gerek var? Allah'ın insanoğluna bıraktığı alanlara eski alimlerin görüşlerini doldurarak bize hiçbirşey bırakmayan aklı da biraz insafa çağırıyorum. Yaşamış ve ölmüş, kendi zamanlarının ışıkları olmuş ulemaya bir saygısızlığım asla sözkonusu bile değildir. Formül aynı ama içindeki sayılar farklı olunca sonuç da farklı çıkıyor. Bin sene önceki sonuçları her konuda aramak/bulmak bir erdem değildir diye düşünyorum. Bazı formüllere zamanın gerektirdiği sayıları koymak gerekir. Yeter ki formül ve maksat değişmesin...
VI
Bir de şu var. Madem hacdaki kurbanlara buradan eşlik ediyoruz ve bir nevi "Allah'ım hacca gidemedik bari kurban keselim" diyebilme yolunun ihtimallisiyiz, o halde kurbanı kestikten sonra başları da tıraş etmek daha güzel olmaz mı?
VII
Bu çağrıda eski yazılarımdan da alıntılar vardır. Anlam ve vurgu aynıdır. Hepimizin bayramı mubarek olsun. Küsler barışsın.





