Hac Ayları, Kurban Günleri ve Bayram Tıraşı


24/11/2009 · Kategori: bilinc

 

"Haritanın hemen heryerinde, gurbette bayram geçiren İ.H.H. gönüllülerinin ve Allah'a Hizmet uğruna şanlı bayrağımızı dalgalandıran, İslâm ve Türk kültürünü oralara taşıyarak öğrencilerin bilinçlerine akıtan, anlatan ülkücü muallimlerimizin de bayramlarını, en hassas zamanlarımda akan gözyaşlarımla gönderdiğim hayır dualarının ardından kutlamak isterdim. Ama bu hâl yok şimdi.. Evet dostum. Hâlsizim. Hâl kayboldu. Allah'da yok olmak varken, dünyada var olmuş bir okçu gibiyim. Sakallarımı kaşıyıp haber bültenleriyle savaşıyorum, tartışıyorum. Yatsıyı ne zaman kıldığımı bilemiyorum. Herhalde imsaktan evveldi.. Oysa biz o zamanlarda teheccüdlerin ardındaki vitirleri okuyup hayret ederdik.. Bir insan kendi özbenliğinde olanı değiştirmedikçe, Allah onun hâlini değiştirmez.." diye sızlanan bir müslüman olarak dünyaya çağrımdır...

I

"Hac ve Kurban Bayramı, Oruç ve Ramazan bayramı kadar birbirini tamamlar, birbirinin ikizi gibi dururlar.. Hac. Orucun aksine, aramızdan ancak bazıları, ancak belli bir coğrafyada yaşar haccı. Kurban, haccı yaşayanların bayramıdır. Hacının ihramı, bu anlamda Ramazan'ın orucuna benzer. Oruçlu Ramazan bayramı'na dili çözülmüş olarak girer, hacı ise Kurban bayramı'na eli çözülmüş olarak girer.. Kurban, Haccın anlamını yaşayanların bayramıdır. Haccın anlamını yaşayanlar ise, haccın coğrafyasından uzaklarda da olsa, haccın mevsimine denk gelen günlerde yaşayan her mümin bu yakınlaşmaya girebilir. Teşrik tekbirleri ile hacca gönderdiklerimizin tekbir heyecanına iştirak etmeye, kurban kesmekle de, hacıların içeriden yaşadığı o varlık bayramına dahil olmaya çalışırız.. Kurban Bayramı'nın özünde haccın heyecanını paylaşma çabası vardır. Bu kertede, "hacı yaşama"ya olan uzaklığımız, haccı paylaşma vesilemiz olması gereken kurbanı da cehlimize kurban ediyor. Rasulullah'ın-sav- sadece hac'da kurban kestğini, Kur'an'ın sadece hac yaparken kurban kesmekten söz ettiğini gerekçe göstererek, kurban kesme coşkusunun önünü kesmeye kalkanlar, önce haccın bu ülkede yaşanılır olmaktan çıkma nedenlerini görmelidir.." 244-247. sayfalarında, Senaî Demirci'nin Hac Günlüğü, Sevgili'nin Evine Doğru isimli kitabında..

Kurban, niyet açısından yaklaştıran ve her nefesini hissettiğimiz takdirde bize sükûn/huşû/hidayet veren bir vesiledir. Allah'ın ismi anılarak kesilen ve Allah için dağıtılan paylarla insan fıtratına doğru akar. İlgili ayetleri çoğumuz hemen hatırlarız. Burada vurgulayacağım şey ise kurbanın zamanıdır. Kurban bayramı dediğimiz, Zilhicce'nin onuncu günü ile başlayan bir süreçtir. Ve bizim buradan kurban kesme adına yaptığımız şey, Hac'daki merasime uzaklardan katılmaktır. Bütün bunları, kurban ibadetinin sosyal dayanışma boyutunun faydasını göz ardı etmeyerek yazıyorum. Kurbanların etinden, tırnağından herşeyinden faydalanıyor insanlar. Umulur ki takvalarımız artar. Sorumluluk ahlâkını kuşanırız inşaAllah.

Bu zamanlama saplantısıyla kurbanın hacdan bağımsızlaştırılarak ibadetin âdete dönüşüp âdeta bir kavurma bayramı haline getirilmesindeki yanlış anlamalar ve uygulamalardır hedefim. Hac dışında kesilebilecek kurbanların zamanlama olarak belli günlere sıkıştırılmasıdır. Yoksa "aslında güneşten korunma amaçlı yapılan şemsiye neden yağmurdan korunma amaçlı kullanılıyor" sorusu gibi değildir. Kuran'da konunun mantığıyla ilgili olarak kurban kesmenin tavsiye edildiği ama sadece Hac için zamanın belirtildiği görülmektedir. Bizim buradan kestiğimiz hediye kurbanları aslında Hac'daki uygulamaya nisbetledir. Bu sebepten, yani ibadet açısından bir başlığı yoktur. Sadece genel islam kültürüne uygun iyi birşeydir. Bu kurban kesme bütün seneye yayıldığı zaman daha verimli olacaktır. Yurtdışına veya fakir fukaraya veya eşe dosta ikram etmek için Hac zamanlarını beklemeye gerek yoktur. Zira Medine'de Hac zamanında halifelerce kurban kesilmediğini de biliyoruz.

Senai Demirci'den alıntıladığım metinde açıkça olmasa da kurbanın, yani on Zilhicce'de kesilen kurbanın Hacdakilere mahsus olduğunun gizli kabulü vardır. Sayın Senai Demirci'nin aksine ben burada kurban yaklaşımının önünü tıkamaya değil, daha verimlice önünün açılmasını savunuyorum. On Zilhicce'de hacdakiler ve dışarıdakilerin bir kısmı kesebilir. Kalan diğerleri de değişik aylarda, değişik günlerde kesebilirler. Bu optimum verimi sağlayacaktır. Bu işlem Cemaziyelahir'de ve Zilhicce'de kesilmek üzere ikiye ayrılsa bile şu ankinden daha ileride bir çözüm oluşur. Benim demek istediğim, hacda olmayanlar açısından Zilhicce'nin on'u ile başka bir gün arasında pek farkın olmadığıdır.

 II

"Hac (ayları), bilinen aylardır. Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız Allah onu bilir. (Ahiret için) azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma)dır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının." (2-197) Diyanet'in meallendirmesinde, bilinen aylardır'dan sonra şu açıklama yapılmış; -ne zamandır düşünüyordum üzerinde, görünce sevindim- : Hac ayları, Şevval, Zilkade ve Zilhicce ayının ilk on günüdür. Bu bilgilerin ışığında söylediklerimin düşünülmesini talep ediyorum. Bilinmesi gereken şey, üzerinde düşünülmesi gereken şeydir. Ve bizim Zilhicce'nin onuncu günü kestiğimiz kurban özel bir ibadet değil, Hac atmosferini uzaklarda da yaşayabilme adına yapılmış bir yaklaşma denemesidir. Bizim geleneksel aklımızda kurban, bir başlık altında olmadıkça olmaz seviyesindedir. Misal: adak, akika, kurban bayramı kurbanı gibi.. Zamanı belirtilen kurban Hac'daki kurbandır. Bizim kestiğimiz hayvanlar, terim anlamıyla Zilhicce'nin veya Ramazan'ın onunda veya başka bir ayın başka bir gününde kesilmiş de olsa, bir fark yoktur.

Araştırmalarımda vardığım sonuçlardan biri de Türkiye dışında Hac zamanlarında kurban kesen başka ülkelere pek raslayamadığımdır. Bir anlama sorunu olduğu aşikar. Bizim dünyaya iyilik ihraç etmemizin önüne set çekmek değil bu dediklerimin amacı; bu ihracı ve potansiyeli daha verimli kullanmaktır. Ve bu ibadet şekli olarak kurban, Diyanet'çe mesela üç veya dört vakitte tavsiye edilebilir. Veya bu dediğimiz vurgu yapılabilir. İnsanların kendini kasması, zorlamasının önüne geçilir. Hac zamanında müsait olmayan adam başka zamanda kesebilir. Burada Muhammed Esed'in dipnotunu koymak isterim : "Lafzen, “açıkça bilinen aylarda”. Hac, belli bir ayda (yani Zilhicce ayında) yapıldığına göre buradaki çoğul kullanım, haccın her yıl tekrarlanmasına işaret etmektedir. Ayrıca unutulmamalıdır ki, bazı yorumcular, bunun kamerî yılın son üç ayına işaret ettiğini savunmuşlardır."

III

Zarifçe düşüncelerimizi anlatacağız. Anlaşmak zorunda veya durumunda da değiliz. Önemli olan anlamak, anlamaya çalışmaktır. Hac konusunda kıymetli Bayraktar Bayraklı hoca da tefsirinde şöyle demektedir özetle: "Hac belli aylarda yerine getirilecektir.. İslam alimleri çoğul aylara farklı yorumlar getirmişlerdir.. Bilinen aylar: şevval, zilkade, zilhicce mi? Nüfus artarsa hac zorlaşır. Artarsa üç aya yayılması söz konusudur. Bu konuları konuşmaya cesaret bulamıyor düşüncelerimize zincir vuruyoruz.. Fahrettin Razi de "hac ayları üçtür" diyen alimlerin bulunuduğu yazmış.. Ama bu boyuta taşıyamamıştır.." Diyanet dipnotunu da yukarıya taşıdım, Esedi de.. Haccın üç ayda olma meselesi artık gereklidir. Hatta zorunluluğa kadar gidecek bir durumdadır. Şimdi dört milyon hacı oluyor; diğer alternatif gerçekleştirilirse yedi milyon hacı çok rahat ve içini doldurarak haccını eda edebilir.. Peki 10 sene sonra on beş milyon hacı adayı olursa? İlle de kurbanlarını hac aylarının onuncu günü kesmek isteyen Beytullah dışındaki müslümanlar da en azından bu yığılmayı üçe bölmüş olurlar klasik anlayışa göre.. Bunları neden düşünüyorum: Madem sosyal dayanışma ve et ihtiyacı gözetiliyor bu durumda, ve madem Hac zamanına denk getiriliyor kurban işlemleri -Beytullah dışındakiler için- burada iki alternatif oluşuyor. Böyle bir kapı var ise şayet, bu kapıyı açıp yeni köprüleri kurmak gerekiyor ihtiyaç sahipleriyle. Birbirinden bağımsız olarak da düşünülebilecek şeylerden ilki, Hac bilinen aylardadır 'dan hareketle, Şevval, Zilkade ve Zilhicce aylarında da hac yapılırsa, bu yakınlaşma amacı güdülerek kurban kesme işleri bu üç ayda yapılarak sosyal yardım boyutu çok daha verimli kullanılabilir.. Yani bu üç ayın onuncu günlerinde kurban kesilebilir. Bu bir açımlamadır. Araştırdığım ve bilebildiğim kadarıyla bir nassa aykırı değildir bütün bunlar. Şu prensibi de düşüncelerinizin arkasında bir fon olarak tutmanızı istiyorum: "Bir şeyin yasaklığına dair delil yoksa, serbestliğine dair delil aranmaz." Bu İslam medeniyetinin temel bakış açılarından biridir.

IV

Nasıl ki diğer aylarda da oruç tutarak ramazanı bütün seneye yayabilme ve bu iklimi yaşayabilme ihtimalimiz varsa, kurbanda da bunu her ay yaşayabiliriz. İnsanlararası sosyalleşme ve kaynaşma vesilesi ve bir paylaşım atmosferini bütün yıla yayıp iyiliği güncel ve etkin hale getirebiliriz. Bu, Kurban'ın bir meleke haline gelmesinin önündeki psikolojik engeli aşmak için gereken ilk adımlardandır. Tıpkı, akşam ezanından hemen önce mescide girip de selam namazı kılan adama dik dik bakan gelenekçiler gibi, yani kendilerince tanımsız/başlıksız namazı kılmayanlar gibi olmamak lazım. Kurban da tıpkı sadaka gibi, her zaman ve zeminde başlıksız olarak kesilebilmelidir.. Bu şekilde et yığılmasının önüne geçilecek ve dayanışma artacaktır.

V

"Yeni ve özgürlükçü bir dünya, herşeyden önce yeni ve kendinden bu kadar emin olmayan bir dil arayışıyla başlar.." Kendinden çok fazla emin olmak, başkasının, zihnimizde mutlak yanlışlığına gider. Maalesef ben bu durumları çok kıymet verdiğim alimlerde bile üzülerek görebiliyorum. İnsan yorumuna açık bırakılmış konularda, kendi tezlerini mutlak gerçekmiş gibi sunmamalıdırlar. Yani yorumunun delili yok, tabir-i diğerle gerekçesi yok. "Ben de böyle düşünüyorum" demek gerçekten büyük erdem. Bu bağlamda kendimden de örnek vermek isterim. Bayramda gideceğimiz yerde hemen bütün tanıdıklarımız kurban kesecek ve herkes birbirini davet edecek, geçen senelerde olduğu gibi, ve ihtiyaç sahibinin evinde de bir yığılma olacak. Madem ki amacımız “Elbette onların etleri ve kanları Allah'a ulaşmaz. Ancak O'na sizin takvânız erişir” öğüdüne uygun davranış modellerini benimsemektir, o halde kurban bayramlarını kavurma bayramının önüne geçirmek ve adını da Hac bayramı olarak değiştirip bilinçlenmek gereklidir diye düşünüyorum..

Ben düşüncelerime mutlak doğrudur demiyorum. Şartlara uygundur ve yanlışlığı ispatlanmamış tezlerdir. Ve işe yarar bunlar, gerçekten de... Bazı alimler birini yurt dışına birini de evlerinde olmak üzere iki kurban kesmeyi öğütlüyorlar. Ben de iki kurban kesebilmek isterdim. Ama bunun için gelecek kurban bayramını beklemeye ne gerek var? Allah'ın insanoğluna bıraktığı alanlara eski alimlerin görüşlerini doldurarak bize hiçbirşey bırakmayan aklı da biraz insafa çağırıyorum. Yaşamış ve ölmüş, kendi zamanlarının ışıkları olmuş ulemaya bir saygısızlığım asla sözkonusu bile değildir. Formül aynı ama içindeki sayılar farklı olunca sonuç da farklı çıkıyor. Bin sene önceki sonuçları her konuda aramak/bulmak bir erdem değildir diye düşünyorum. Bazı formüllere zamanın gerektirdiği sayıları koymak gerekir. Yeter ki formül ve maksat değişmesin...

VI

Bir de şu var. Madem hacdaki kurbanlara buradan eşlik ediyoruz ve bir nevi "Allah'ım hacca gidemedik bari kurban keselim" diyebilme yolunun ihtimallisiyiz, o halde kurbanı kestikten sonra başları da tıraş etmek daha güzel olmaz mı?

VII

Bu çağrıda eski yazılarımdan da alıntılar vardır. Anlam ve vurgu aynıdır. Hepimizin bayramı mubarek olsun. Küsler barışsın.

 

...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...

Yorum (yok) Yorum yaz!

Atlantis'ten Gelen Adamlar


12/11/2009 ·


atlantis, kayıp kıta, lost, mu, mu kıtası

Entelektüel bir direnişçi olmak gerekir bazen. Düşüncelerin istikamet açısını bozmadan ilerlemek de bir çabayla oluşur. Bu direnme evden Tv'yi söküp atmakla da devam edebilir. İslami çabaları olan insanların işlettiği Tv'lerde son zamanlarda bazı -bence güzel ve verimli- programlar yayınlanmaya başladı. Meksika Sınırı, Klark, Kafa Dengi ve Kayıp Kıta gibi...

Bu altyapının ve sunumun zihinlerimizdeki etkisi ve bizdenliği çok aşikâr. Faydalanıyoruz ve bazen neşeleniyoruz. Açıkçası Meksika Sınırı'nı özlüyorum. Sevgili Murat Menteş'in Klark'ı da ayrı ve güzel bir yerdeydi. Tv Net'in ve bizim genel manada klasik geleneksel islami kesimin Ahmet Hakan takıntısından dolayı bir klark hareketiyle bu programa son verildi. Güzel bir yazı da sonra geldi arkasından. Yazarın kimliği yazının ne'liğini kapattığı için ay gözden kaçıyor ve parmak hesabı yapılıyor maalesef.

Burada altını çizmek istediğim ve yazının ana teması başlık değil. Başlık bir ironidir. Vedat'ın ayakları da, değil Hilal Tv'ye, hiç bir Tv'ye yakışacak durumda değildir. Bir özgüven patlaması ambalajında kompleks biz analizdir. Din Felsefesi bunu gerektiriyor belki de. Uzun bir tribal enfeksiyon belirtisinden sonra dudaklar sıkıştırılıp "neden din?" diye dışavurulan içsel soru(n)lar da sorulabilir. Yani nedense Müslüman Gençlerin ayakları gözüme batıyor. Hani diyor ya şair "sabah üstüme üstüme geliyor" diye. Tabi ki bu usulsüz oturuşlara takılıp da programı çöpe atmıyorum. Murat Menteş'in Hakan Albayrak'ı konuk ettiği programda giydiği smokinli hali de anlamlıydı bence.

Hilal Tv'nin bu çıkışı çok güzel. Hrant için de, küçük Ceylan için de böyle özgün duruşlar görmek isterim Hilal Tv'de. Ve bence Kayıp Kıta, yukarıda saydığım programlar içinde espritüel anlamda daha soyut ve konu(m) itibariyle daha yalın bir program. Mekânlar güzel. Konular, işleyişler, filmler etkili. Etkili diyorum, çünkü bu anlamda bir entelektüel müslüman, hayatı da mayalar, bu hayatta etkin olur ve onu değiştirebilir. Biraz pasif iyiden aktif iyiye yönelme perspektifinde gelişen ve güncel hayattan kopmayan, "bizim de yaşadığımız hayattır kardeşim" modunda bir sunum seziyorum. "Biz buradayız, müslümanlardanız" gibi. Söylenmiyoruz, hikmetle söylüyoruz..

Çekindiğim şeylerden birisi de, şahsiyetimizdeki dinciliğin dindarlığı geçmesidir. Bu tarz durumlar, o kadar kolaylaştırır ki tavizleri. Muhyiddin-i Arabi ile İbn Teymiye'nin kesişim kümesinde bulunmak, güçlü bir direnç gerektirir. Bu atbaşı gidiş bunu sağlar. Yürek Devleti sahibinin de hep vurguladığı gibi dengeli olmak, dengeden şaşmamak gerekir. Sorgulamayı ve davranışlarımızdaki mantığın temel yasalarımıza uygunluğunu önemserim. Olmayan birşeyi de kınayıcıların kınamasından çekinerek yapmam. "Delilin ne?" diye sorarım. Ama kesişim kümesinde olmak bir yandan da sınırlar. Coşkun bir dinginlik verir. Ta içimde sızlayan bir durumdur bu. Yoksa Müslüman Genç'ler bazı şeyleri çoktan aşmışlar mı?

Ayrıca son olarak şunu da söylemek isterim. Atlantis'ten sadece erkekler gelmedi değil mi? Bizim mahallenin kızları da böyle programlar yapmalıdır. Hatta geçen yazılarımın birisinde "Meksika Sınırı'na eşlerinizle çıkın" demiştim bir vesileyle sevdiğim adamlara. Bu bağlamda çok güzel sunumlar/programlar yapılabilir. Kadınlara yönelik boykotun sürdürülmesinde bizim islami medya da etkilidir. Mesela neden başörtülüler sadece başörtüsü reklamında oynar da bir kolaturka reklamında oyna(ya)maz? Yani GenelKurmay bile cumhuriyet bayramı kutlama mesajlarındaki resme üç tane başörtülü koymuşken..

...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...

Yorum (yok) Yorum yaz!

İbadete Gece Müthiş Bir Gerekçedir


30/8/2009 ·

Vel'Leyl !

وَمِنَ اللَّيْلِ فَاسْجُدْ لَهُ وَسَبِّحْهُ لَيْلًا طَوِيلًا*

Ey dide nedir uyku gel uyan gecelerde
Kevkeblerin et seyrini seyran gecelerde**

Uyku gibi insanın en muhtaç olduğu ihtiyaçlarından birini Allah için terkedip, kalkıp O'nun huzuruna koşmak bütün hayatlarımız için rûhî hazırlık yaptıran gece çalışmaları, yani namaz, duâ, zikir, tesbih, tevbe, istiğfar, tefekkür ile takva sahiplerine önderler olma çabasıdır. Duyulara hitap eden gündüz hayatı tükenince, kendiyle kalan ve mânaya konsantre olan insanoğlunun gönül gözü daha iyi görmeye başlar. Eşyanın pırıltılı renkleri cazibesini kaybeder, zamana ve mekana gece inince, insan içindeki aydınlığı fark eder. Fark edince de kaynağını arar. Yani cevheri, yani plutonyumu. Kötülüğü emreden nefsin sesinin bilinçi bir şekilde kesildiği, iyi sebeplerin oluşturulduğu bu anlarda şimdinin ve geleceğin analizlerini ve stratejilerini düşünmekle, geceye Rabbilalemin'ce koyulan feyz/ilham pencerelerinden istifade yanında, manevi bir doygunluk haline de erişilir. İlâhî esintilerin baş üstünde dolaşıp durduğu bu kutlu vakitte, az bir gayretle pek çok şeyleri yakalamak da geceyi kadirleştirmenin bir örneğidir. Ortada nefsin uğraşacağı dünyevî câzibeler bulunmadığından dolayı Allah'tan gelecek esinti ve nurlara açıktır ruhumuz. Bazı kavimlerin helâk vakti gece olduğu gibi, Mirac’ın vakti de yine gecedir. Ruhun, nefsin prangalarından azâde kaldığı bu kutlu anları rûh hesabına kaydetmek, Ruh mimarlarının yol haritası olmalıdır.

Bak heyet-i alemde bu hikmetleri seyret
Bul saniini ol ana hayran gecelerde

Gece kim var! Kendim, ben, nefsim, canım, ruhum, meleklerim, ve zorlayan bir şeytan. Ben uyanmak, kalkıp divana durmak, ayetlerden bir kısmını görmek istiyorum ve fakat zorlayan şeytanın oyununa gelen kendim, nefsimin ellerine düşüp meleklerimi üzerek canımı sıkıyorlar. Benim rotamı ruhum belirlemiyor. Sakin, serin ve koyu gecede ürpertilerle hediyeleri sunarken, övgüye değer bir makama ulaş(tırıl)ma çabasıyla ağır bir dua gerektirir gece okuması. Işık kapalı, nazik ve özenli bir abdestten sonra içli bir tevbe. Ve ardından vuslat namazları. Secde ederek ve kıyamda durarak gecenin derinliklerinde Rabb’lerini korku ve umut içinde hamd ile tesbih edenler bir hediye olarak namaz kılarlar. Bu konuşma doludur ve interaktiftir. İçinde “âmin” denir. Doruklara sevdalanırken eski günlerde, bu namazlarla sevdalar tazelenir. Takva sahiplerine öncü olmak isteyenler, “Allah’ım yardım et” niyazından ötede Allah’ın yardımı olabilmek için gerekli olan enerjiyi geceden alırlar. Çünkü gecede plütonyum vardır. Nükleer enerji verir insana ve düşmanları caydırır. Bilinç yörüngesi orijine doğru bir kurt deliğinden geçer. Ruhuna esintiler gelir. Yakaza’da mübeşşirât bir önder için vazgeçilmezdir.

Çün gündüz olursun nice ağyar ile gafil
Koy gafleti dildardan utan gecelerde

Herkes ve her şey çekilmiştir. Uykusuna hakim olarak, hayatlara hakim olma yolundaki kararlılığını gösteren insan için seher medeniyetinin de temelleri atılmıştır. O medeniyetten sonra sabah ile öğle arasındaki günleri sınırsızca ve bereketle yaşar da yaşar. Bilenmiş ruhunun basiretini korumak için isimsiz namazlar kılar. Dolu namazlar. Dua makamları doldurulmuştur. Güneşle alakalı üç vakit dışında her vakitte gönderilecek hediyeler vardır. Allah’tan hayırlı bir nasip olarak gelen mallardan da Allah yolunda harcamak için sağlam yollar bulurlar. Geceyi normal insanlar için bir dinlenme yapan Allah, has kulları için "pek az uyurlardı" diyerek bir kod vermiştir. Gecenin bir kısmında ve secdelerin ardında, yıldızların batışı sırasında Allah’ı tesbih ederek kaybettiği uykunun vereceği dinlenmeye nisbetle çok daha fazla bir rahatlığa ve güce kavuşacağı gizlidir insanoğlunun. Zaten bölünmüş uyku insanı daha fazla dinlendirmekte, iki kaşın arasından ruhumuza ve bedenimize enerjiler yayılmaktadır. Siyaha dönen lale leylde Leyla ile huzurdadır, huzur kıyamdadır. Artık bu vuslatn ardından gelecek ağır yüklere de hazırdır insan. Çünkü gece neşvesi daha tesirlidir.

Gafletle uyumak ne reva abd-ı hakıra
Şefkatle nida eyliye Rahman gecelerde

Gecenin bir kısmında secde ederek; Allah’ı uzun uzadıya tesbih ederek insan çağlar. Levh-i mahfuzdan yüreğine kelimeler dökülür. Çünkü gece başkadır. Uzun gecelerin kadrini de aşıklar bilir. Aşıklar geceyi bekler. Her geceyi kadir bilirler. Gecenin kadrini bilirler. Tertil üzere okunan ayetlerin yüreğimize nüzul ettiği her gece kadirdir. O geceler insanın dinamik kaderinin seçim alanındadır. Kadir gecesini seçiyorum. Bilmiyorum ama buluyorum. Salih insan olmaya niyet ederek,- niyet ettim Allah rızası için salih bir insan olup hayırlar ve mutluluklar saçmaya diye geceye niyet ederek- ve melekler ikaz edilerek uyunmalıdır. Bilinçaltına, aşof-tawara düğümüne, corpus collozuma, pineal beze ve melatonin hormonuna bir selam çakarak yani..

Cümle geceyi uyuma Kayyumu seversen
Ta Hay olasın hay ile ey can gecelerde

Bulunan geceler bin aydan daha hayırlıdır. Melekler aslında kadri bilinen gecelerde Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner. O geceler tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir. O gecede nurlanırken odalar, artık emir kipinden hâle dönüşür öğütler. “Gul Hü vallahi ahad” demez âşık. Direk “Hu vallahi ahad” der. Daha da sonra seccadesinin üzerinde gözleri kapalı "Hu, hu" der ve bekler. Ayetlerin yap dediğini direk yapar. Ürperdiğinde “Gul euzu bi rabbil felak” demez; “euzubi rabbil felak” der. Daha da ötede "sığındım sana" der. Emir tekrarından geçerek, o emri direk uygular. Sırlar fetholunur, keşfolunur ardından da bıçak tarlasından süngüler çıkar. Taze fidanlar uzar da uzar yeni iklimlere doğru ve insan kendinden ayrılıp rahlenin karşısına diz çöker ve konuşur kalbiyle..

Aşıklar uyumaz gece hem sen uyuma kim
Gönlün gözüne görüne ey can gecelerde

Gece örter zamanı ve ruhumdaki yayın daha da nettir. Net olan diğer şey ise neş(v)edir. Nâşiete’l-leyl: Gece oluşu, gece dirilişi, gecenin varoluşu, gecenin yaratılışı, gece neşvesi çok şey söyler bize. Aslında gece bizi seçer. Bizi seçen Allah'tır. Seçilen kalkar, kalkan seçilmşitir. Ya şu ayet: “Kendiliğinden bir armağan olarak, geceleyin uykunu bölüp namaz kıl; umulur ki Rabbin seni övülmüş bir makama yüceltir”. Şimdi yayın daha net. En ideal ihanet de ihanet etmeye yapılandır. Doğru, gerekli ve güncel bilgiyi kovalamak için en başta dürüst olmak zorunda olan insan için sakin bir zaman ve samimiyetle açılmış bir kalp gereklidir.. Şeytan’a ihanet edenler neden güzeldir? Bir: kötülüğü bıraktıkları için. İki: iyiliği seçtikleri için. İhanete gece teheccüdden dolayı müthiş bir gerekçedir. En büyük hile bütün hileleri terketmekse ki Hz.Ali böyle der, dürüst olamadıkça bir adım atamayız. İslâm ahlâkı bizim temel taşımızdır, çekme katımız değil. Dürüstlük pınarının gözünden kana kana içmek için geceler harika bir seçimdir. Gece kalkmak irade ister. Ve kader iradedir.

Dil beyt-i Hüdadır anı pak eyle sivadan
Kasrına nüzül eyler o sultan gecelerde

"Gece namazını kılmaya devam edin. Çünkü sizden önceki Peygamberler ve Allah dostları gece namazını kılıyordu. Yine gece namazı sizi Rabbinize yaklaştırıcı, kötülükleri örtücü, kusurları yok edici ve aşırı taşkınlıklardan uzaklaştırıcıdır." öğüdünü reçete okur gibi anlatmadan ve bu satırların sahibi gibi paradokslara düşmeden yaşamak gerekir. Gece aslında Hira tecrübesini güncellemektir. İtikafı hayatın merkezine koymaktır. Yani kaderin ağlarını seçimlerimizle örmek. Her an yaratılan kaderler gibi bizim de kaderimizin referansı seçimlerimizdir. O zaman müttakilere önder olmayı seçelim. "Allah'ım yardım et" demeyle eşzamanlı olarak yardım edelim, harekete geçelim...

Az ye az uyu hayrete var fani ol andan
Bul canı beka ol ana mihman gecelerde

Her ayetle interaktif bir bağ kurmak. Sorulara cevap vermek. Bu bir koşullu doğrudur. Hasretinden seccadeler eskitirken, ardından da mealler eskitmek gerekir. Secde ayetlerinde secdeye gidivermek gibi. Hemen ve her an ilgili ayetin muhatabı olarak en güzel ve en gönülden harekete geçmek. Meleklerin bile kıskanarak “ben de insan olaydım” diyeceği bir zamana koşmak yani.. Tıpkı kıymetli İslamoğlu hocanın da dediği gibi: “Ey örtüsünün altına sığınan! Gecenin bir yarısında kalk!” emrini vermesinin nedeni de belki budur. Bu emirle zımnen şu söyleniyordu: Uykunu denetim altına al! Nefsinin sırtına bin ki, hayatın süvarisi olasın! Nefsinin denetiminden kurtulamayan biri, hayatın denetimini nasıl üstlenecektir? Ama, daha ilginç olanı bu ayetlerin devamında gelen Muzzemmil 6’dır: “Hani şu gece dirilişi var ya; işte o, hem insanın ta iliklerine işleyecek kadar etkili, hem de kavidir.” Gece Kur’an okuma, hem insanı, hem zamanı, hem de mekanı diriltmektir. Ayet bütün bu dirilişlerin tümünü içerir. Burada “okuma” emredilirken, İnsan 26’da “secde” ve “tesbih” emredilir.

Allah için ol halka mukarın gece gündüz
Ey Hakkı nihan-ı aşk ödine yan gecelerde

Bütün bu sözlerin üzerine gece çalışmalarına ağırlık vermezsek, küfrün girdabına doğru sürüklenen ruhumuzu arındıracak duaları edebilmekten bile mahrum bırakılabiliriz. Canı alan ölüm meleği gelmeden meleklerle koşmak ve zalimin başına bir gürz gibi düşmek için, iyiliği önerip kötülükten çevirmek için, savaşa atlar hazırlamak için, insan-ı kâmil olmak için insanoğlu gece çalışmalarını yılmadan, bilgece ve tutkuyla yapmaya mecburdur.

Ben bir plutonyum taciriyim,
Şehrin ta öbür ucundan koşarak gelen..
Balığın karnından kuyunun dibine gider gelirim.
Güneş battığında güneşler doğar sabaha kadar bir bir.
Âmin demeye sâf sâf melekler gelir.
Bilincin bilendiği zamanlar güneşsizdir.
Siyaha bürününce Lâle de lâl olup;
Hâli en güzel ve eşsizdir.
Siyah Lâle yüreğimde kabul edilen bir dilekçedir.
Çünkü ibadete gece müthiş bir gerekçedir.

...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...

*: İnsan suresi 26. ayet: "Ve mine-lleyli fescud lehu ve sebbihhu leylen tavîlâ(n)" :"Gecenin bir kısmında da O'na secde et, geceleyin uzun bir süre de O’na tesbih ve ibadet et." Suat Yıldırım meali

**: Erzurumlu İbrahim Hakkı hz'lerine ait bir şiir.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Namaza Dair..


13/8/2009 ·

Bütün acıların saltanatlarını sadece 2 rekatında bitirebilen namaz hakkında birkaç söz söylemek isterim acizane. Bildiğimi sandığım şeylerin bir duvara dönüşüp benliğimi engellemesinin de önüne geçen şeylerdi bunlar.

1- Namazlar iki çeşittir. Farz ve nafile. Bu durumda ilk sünnet, son sünnet, teravih, teheccüd, kabirnur, duha, evvabin, vitr vesairenin hepsi nafile statüsündedir. Ve "niyet ettim Allah rızası için namaza" üst başlığıyla kılınabilir. Bu meseleye itiraz edenler şu soruma cevap veremiyorlar: "Resulullah efendimiz, öğle namazından evvelki nafileye nasıl niyet ederdi, 'ilk sünneti' diye mi?" Ve ikindi namazına niyet, aslında farza niyettir. "İkindi namazının farzı" diye birşey yoktur.

2- Namazların içinde istisnasız bütün lisanlarla yapılabilecek dört dua makamı vardır. Bu kısımlarda uzun uzun dua, zikir, tevbe neyse yapılabilir. Daha dolu bir namaz için tavsiye ederim. Bu makamların hepsi rükû'dan sonraki kısımlardadır. Rükudan sonra secdeden önce ayaktayken, secdede, iki secde arasında, ve son oturuşta. insan bu dua kapılarından girip sınırsızca dua edebilir. "Subhanallahi vebihamdihi, subhanallahulazim" zikri için meleklerin sevap yazmakta yarışacakları haberi olduğundan ben bunu bu 4 yere de yerleştirmeyi seçerim mesela..

3- Namazla infağın kavrayamadığım bir bağı olsa gerek. Merhum Esad Coşan hocaefendinin bir sohbetinde "namazdan lezzet almak istiyorsanız çocukları sevindirin" dediğini duymuştum. Bu bağlamda çekim yasaları gereği bütüncül bir iyilik hali hayat kalitemizi artırdığı gibi namazımızın kalitesini de artıracaktır. Harika namazla berbat oruç olmaz. Kalp kırıcı bir üslupla da harika namaz olmaz. İyilikler iyilikleri, kötülükle kötülükleri çeker. O şey ne ise, benzerlerini de çeker. Nezaket nezaketi, kabalık kabalığı..

4- Cumadan sonraki Zuhruahir namazı diye bir namaz da kılınmamalıdır. Ya cuma namazı ya da öğle namazı vardır.

Bunlar benim için sabit ve net, anlaşılmış bilgiler. Bu çerçevede eskisine göre daha huşulu bir namaz oluştu diyebilirim. Hayat her an yaratılmaktadır. Biz namazda kaliteyi seçersek, seçileceğiz demektir.

...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...

Yorum (1) Yorum yaz!

Çin Kültürü ve Anlam Bilgisine Giriş


22/7/2009 ·

O sabahları Kocatepe'den gözetledim. Aynı kareye sığdırışmış yuhalamalar eşliğinde hûkümet çıkarken de gözlemiştim. Mavi beyaz yıldızlı bayrağın yanına vardığımda, direnerek ve dik durarak yardım istemenin böyle olmadığını anladım. Gelen neydi? Cenneti yaşarken dünyada, dünyası cehenneme çevrilen kardeşler için akan birkaç damla gözyaşı ve İHH hesabına yatırılmış birkaç lira. Gelen buydu, doğrusu elden gelen de serâpâ buğuydu.

***

"Kalkın!
Köle olmak istemeyen insanlar!
Yeni Seddimizi kanımızla, canımızla örelim!
Çin Ulusu en büyük tehlikenin eşiğinde,
Ezilen her insan artık son kükreyişinde.
Kalkın! Haydi kalkın! Ayaklanın!
Tümümüz tek bir yürekle,
Varalım düşmanın top ateşi üstüne, ileriye!
Varalım düşmanın top ateşi üstüne, ileriye!
İleriye! İleriye! İleri!"

Diyerek başımıza vuran Çin!

Seni de yerle bir edecek dehr, gelir elbet. Yasal mermileriyle yerlebir edilen Türkistan için hiçbirşey yapamıyor olmak belki de silahların devletiyle vurulan yüreklerimizin duyarsız ve anlıklığından daha da kahredici.

Gel gelelim kınamanın ve suçlamanın büyüsüne kapılmış heyecanlıların birbirini boğazlamasıyla kırılan direncimizi, ve buna döktüğümüz kalp yaşlarını merhamet pınarlarında eriten ve ruhlarımızı dinginleştiren fetih ayetleri, ve göreli bir çıkış olan felaketler, gözyaşları, göktaşları beklemektedir çaresizliğimizi.. Direnmek böyle olmamalı, dik durmak böyle olmamalı, namaz da böyle, sabır da böyle olmamalı.. Cami avlusunda bizi birbirimize kırdıran Gladio mudur, yoksa makam hırsı mıdır, bunu iyice belirlemeden nefsî bir tatmin ancak zalimleri güldürür... Sahi neden? Beraberce gıyabi cenaze namazı kıldık ve fakat neden kem gözle bakıyoruz? Bunun en temelinde ne var? Karşıdakinin stratejik bir hamlesini boşa çıkarmak mı? Yoksa kızıl tüylü develere binememiş olmak mı?

... Ağıt & Raks Şarkıları.. dinliyorum hep. Çünkü yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar behçe..İnsanlar Doğu Türkistan için birşeyşer yapmış olmanın tatminkârlığıyla ayrıldılar avludan. Ve artık iş diğer münafıklara ve işbirlikçilere gelebilirdi, geldi de. Sahtekâr dilenciye de bir para, ve yoksulu doyurma öğüdüyle kesişme sanrısı belki.. Anlam bilgisinin ilk dersi yalınlıktır. Hakikate odaklanmaktır. Doğu Türkistan meselesinin açtığı gedikten samimi müslümanların üzerine kızgın yağ dökmek değildir. Oradaki hayatlar yaşanagelen hayatlardı böylece. Ve biz böylece keşfediyoruz belki de.

Az ama sürekli bir tepki standardı oluşturmadan, kandil geceleri ibadetleri gibi her büyük saldırıda galeyana gelip coşmamak yani. Uzun yol almaya niyetli olmak. Uzun yoldan korkmamak. Zaten yapmakla yükümlü olduğumuz şeyleri -sanki extra bir lütufmuş gibi- bu galeyan günlerinde yaparak kendi nefsine şov yapmamak yani..

Karaciğerimizi derinden sarsan bu acıların ve kırılmaların bir anlamı olmalı. Her cenazede tabuta bir kötü huyumuzu da koyabilseydik. Çin'i protesto ederek, bu duruma üzülerek sigara yakmak değildir karizmatik olan.. Asıl hikmetli olan o sigarayı artık bırakmaktır. Ve o bırakışa anlamlar yükleyerek her içmeyişite huzur bulmaktır. Çin'i protesto için sabah namazlarına camiye gitmektir asıl eylem. Geceleri aydınlatabilmektir sakin okumalarla... Daha az Tv, daha çok radyo. Hayatı ibadete ve eyleme çevirebilmektir anlam.

Bir savaşçının çatışma öncesindeki ruh haliyle yazmıyorum bunları. Yaklaşan şu ikindi hüznünde belki de Recebin merhameti dokundu yüreğime. Sadece hizmet eden köleler olarak yaşamalarına müsade edilen kardeşlerim için dua etmekten utanarak açacağım belki de ellerimi.

Daha çok hüzün, daha az kelime..

Çünkü gece neş'esi hem daha dokunaklı hem deyişce daha sağlamdır..

...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...

Yorum (yok) Yorum yaz!

Zulüm Çin'de de Olsa Yokedeceğiz


21/7/2009 ·

 

 
Ağzımıza her geleni söylediğimiz için, asıl söylememiz gerekenleri söyleyemiyoruz. Doğu Türkistan'lı kardeşlerim. Medeniyet bizim olmalıydı. Ama zâlim Çin sözde medeniyetinde önde gidiyor. Gerçek hayatta Polat Alemdar gibi olan arkadaşlar. 17. Türk Devletinin güçlü kahramanları. Kardeşler.. Siz, müslüman türklerin daima dostuydunuz. Siz de müslüman türkledensiniz. Kırmızı Çehreli Türklerdensiniz. Onbinlerce yıllık medeniyetimiz size bir vazife daha yüklemektedir.
 
Doğu Türkistan'lı can kardeşlerim... Size kardeşleriniz yardım edecek. Etmeli. Kırmızı çehreli Türkler sizin kardeşlerinizdir. Sizi unuttuk  biliyorum. Çok yakında Allah hatırlatacak. Size zulmeden herkes ve herşey, bizi bekleyecek. Sabredip direnerek bu zorlu imtihanı verdiğinizi biliyorum. Ve fakat sizinle imtihan olan bizler için umarım kötü bir finâl olmaz.
 
 
 
Ali Şâyan

Yorum (yok) Yorum yaz!

Ayaklarıma Sıkarak Uçuyorum


14/7/2009 ·

Yere indiğimde yürüyememe ihtimalim de var oysa. Ahlâk-ı hamîde talebeleri için çelik botlar vardır belki. Ama son demecini okudum. Her sabah olduğu gibi Ahmet Hakan'ı okuyarak başladım gazetelere. Sayın Kılıçarslan'dan bahsediyor olmasına da sevinmiştim. Hani bizim mahalleden.

Ama yazıda geçen ...Sözün Sıraları 'nda klas bir uçuş ilk etapta göze çarpıyor. Parantez içlerindeki yorumlar bana ait olmak üzere ilgili kısmı kesip yapıştırıyorum:

“Bence asıl mesele şudur:
AKP zihniyeti, dindarlıklarının bir gereği olarak kendilerini başlarını örtmek zorunda hisseden kızları yok saymaktadır. (bu kısıma cevabı ..Fikri Akyüz.. veriyor)

O kızlara reva görülen budur.
Bu sert gerçeği kabul etmek istemeyen AKP'lilerin anlatacakları masallara karnım tok... (Anayasa Mahkemesi, evet bir masaldır.)

Çünkü o kadar çok örneği var ki bu durumun...Başörtülü kızlar artık ‘bizim mahalle'nin...Anlı şanlı patronları için ucuz işgücü... (evet aynen katılıyorum. ama sözkonusu yanlış anlamaları söz konusu olmayan doğrulara boğdurmayalım, derim)

Delikanlıları için kariyer engelleyici ayak bağları... (evet) Siyasetçileri için arada bir sırtları pışpışlanıp oyları alınacak ama sorunları asla çözülmeyecek bir kitle... (bunun için Recep Tayyip Erdoğan kastediliyorsa ben bu kastın aleyhinde şahidim)
Belediyeler için ney ya da ebru kurslarının başarı teminatıdır... (Derin darbelerle kolları kırılan kardeşlerimiz için bunların yapılmasının neresi kötü?)
AKP'lileşen kitlelerin din ve asıl önemlisi ahlak algısı seksist, yani cinsiyetçidir. (kanıt? ve ayrıca sexist de vurucu bir kelime, ilginç zamanlar yani)

Erkeklerin ortamlara ayak uydurmak için her şeyi yapabildikleri, kadınların paraya boğulup evde oturtuldukları bu algı, bende derin bir ‘ikiyüzlülük' çağrıştırıyor sadece... (Entellektüel kaygıları bir yana bırakıp, Meksika Sınırına eşlerinizle beraber çıkın derim, madem ayak bağı, engelleyici olarak düşünülmüyor; bir tavır olarak görelim. Ekranda sakalsız ve bıyıksız üç aşırı entellektüel adam görmeye aşina gözlerimiz bizden tavırlar ve duruşlar görsün. Savunduğumuz şeyleri ÜlkeTv'de gerçekleştirelim, diyorum, dedim, derim yani.)

Belki de bütün mesele geçmişte ‘sistem dışı' olan İslamcıların, bugün sistemin kendisi haline gelmeleridir. (Sistem Milli Güvenlik Siyaset Belgesi, ve onu yazan Ergenekon taifesidir. Ve müslümanlar bu belgenin konusudur, mimarı değil. Ve bu mücadele sürecinde kendi ayaklarına sıkmak incelenesi bir tercihtir uçanlar için. Ama insanoğlu hep uçmaz)

Bu yolculukta başörtülü kızların cezaları ise henüz dolmamış görünüyor.”

Radikal'de bir köşe hoş olur. Yakışır. İsmail beyi severim, Allah için. Önden giden bir atlı pozisyonundadır. Ama sakalsızlığını ve göbeğini hiç sevmem. Öyle sakal takıntım da yoktur ama sakallıyım, o da ayrı mesele. İş sakalda olsaydı işte Ahmet'ler orada öylece duruyor değil mi?

Ama son tahlilde, bütün bu kendi ayağına sıkmaları derin bir strateji olarak anlamaya son derece yatkınımdır.

...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...

Yorum (yok) Yorum yaz!

Güzel..


2/7/2009 ·




Kardeş Türküler’in türbanlı gitaristine... 

Sevgili türbanlı gitarist kardeşim...

Geçen gece Kuruçeşme Arena’da sizin grubun, yani Kardeş Türküler’in konserine   geldim...

Sen sahnede en arkada, biri sakallı iki erkek gitaristin arasındaydın...

Başında türbanın, elinde gitarınla Kardeş Türküler’in içinde eriyip gitmiştin...

Yadırganmıyordun... Bir yabancılaştırma efekti yaratmıyordun... Grubun öz evladı gibiydin...

Sevgili türbanlı gitarist kardeşim... 



Sahnede seni fark edince, nedense, bende bir kıvanç, bir gönenme, bir gurur duyma, bir coşma hali baş gösteriverdi...

Dedim ki: Tamamdır... İşte budur!

Çünkü...

Sevgili kardeşim, senin dün gece Kuruçeşme Arena’da, binlerce hakikatli dinleyicinin önünde, Kardeş Türküler Grubu’nun Arapça, Ermenice, Kürtçe kardeşlik türkülerine gitarının tellerine vurarak eşlik etmen, türban özgürlüğü konusunda 25 yıldır atılan politik nutukların hepsinden daha üstündür.

Düşünsene:

O nutuklardan hangisi, senin türbanı normalleştirdiğin kadar normalleştirebildi ki?

Hatta bırak normalleştirmeyi, o nutuklar nedeniyle “türban düşmanlığı” daha da artmadı mı?

Sevgili türbanlı gitarist kardeşim...

Senin Kuruçeşme Arena’da Kardeş Türküler Grubu içinde sahneye çıkman, Hayrünnisa Hanım’ın türbanıyla Çankaya’ya çıkmasından çok daha büyük tebliğdir...

Çünkü...

Sen o gece varlığının diliyle türban bayrağını, sizin grubu dinlemeye gelen binlerce insanın gönüllerine dikmeyi başardın...

Türbanı zerre kadar öne çıkarmadan... Dünyanın en olağan görüntüsünü veriyormuş gibi... O muhteşem grubun içinde eriyerek... Milim ileri çıkmadan... Milim geri durmadan...

Unutma: O bayrağın Çankaya burçlarına dikilmek yerine, gönüllere dikilmesi gerekiyor...

İşte bu yüzden sevgili kardeşim, vur gitarının teline binlerce mağdur kardeşin için... Vur gitarının teline kalpleri yumuşatmak için... Vur gitarının teline kardeşliği tesis için... Vur gitarının teline özgürlük için...


Ahmet Hakan, Hürriyet, 2 temmuz, 09

Yorum (5) Yorum yaz!

Re-Gayip


27/6/2009 ·

Ramazan'ın haberleri geliyor. Önce Recep geldi işte. Yarın mübarek üç aylar giriyor. Ruhları doyurma zamanları. Ne güzel zamanlar. Allah ne güzel. Allah'ı sevmek ne güzel.

Canım Allah'ım..  Seni çok seviyorum....

Yorum (yok) Yorum yaz!

Genç Ölmek


11/6/2009 ·

  

Kıskanılır belki. Şehadeti duaların başına koymak elbette bir dizeden ötede olmalıdır. Zaman bize göre. Ve rızıklandırılmış olan şehitlere göreyse kıyamet çoktan koptu. Kimbilir onlar belki de bizlerle bile...

Genç ölümlere dair bir gıpta bulunurdu hep içimde. Geride kalanların hüznü engel olmasa hâla da var bu. Ama insan oğlunu düşünüyor, eşini, annesini. Farklı bir boyut bu. Kader dinamiktir evet. Bunu düşünüp duruyorum. Durup düşünüyorum. Trafik kazası ve kanser bu tedbirlerin belki de ötesindedir. Ama yüreğimi paramparça eden birşey var: O da tıpkı Srebrenica belgeselinde bebeğine ulaşmaya çalışan anneyi görüp de uzaktan bakarken, empatiyi çalıştırarak kendi eşimin ve bebeğimin onlar olduğunu düşündüğümde nasıl da sarsılarak ağlamıştım..


Bizi infağın ve rızanın diplerine ulaştıracak kutsal emanetimiz olan bu vicani duyguyu çalıştırmak daha etkili bir yoldur belki. Numan kardeşim için sevinçliyim. Ki bu gerçekten güzel. Nur yüzü aklımda uzun zamandır. Ama kalbimin diplerindeki derin hıçkırıkların, yaralı eşi ve bebeğini düşünerek, helezonik bir şekilde artmasını da durduramıyorum. Elden birşey gelir mi onu da bilmiyorum..

Evet, böylelikle bu bir kaderdir. Ve bize düşen; derdimizi Allah'a açmaktır...

Genç ölümler alır beni. Numan ve Faruk kardeşlerim çoktan sevdiklerine kavuştu. O sevdikleri şu an bize göre yaşıyor da olsalar. O vuslatı beklerken burada hüzünle ellerini açanlara da güzel bir sabır yakışır ancak. Allah'ın cennette kavuşturacağına neredeyse emin olarak yaşanmış bir hayat, ve hayırlı bir ölüm diliyorum, yakınlarına, ve dahi bana...

...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::