
Hiç bal yememiş olarak bal tarifi yapmak sağlam olmaz. Bir şeyi yazan kalemin sahibinin aslında ne olduğuna dair bilgiler de bize sağlam temeller verir. Anlamak isteyen için bu, fikrin yere basmasıdır. Ne dendiği, evet daha önemlidir ama, kimin dediği de önemsizleştirilemez..
Yaşadığım bazı hayatları da biraz anmak isterim. İsmi lazım değil bir dergahta tam dokuz sene diz çökmüşlüğümüz vardır. Dergaha girerken de ayrılırken de içimdeki muhalif ruh ve direnç değişmedi, ikna da olmadım ilgili konulardaki düşüncelerine. Mesela rüyalara(zuhurat) vahyin bir cüzü gibi bakılır ve hayata yorulurdu. Bize gösterilen zuhuratlar için "(Mus'ab)'ın getirdiği zuhuratlar elimizi kolumuzu bağlıyor, yolumuza taş koyuyor" denmişti. Bu benim için tarifi imkansız acılara ve kırılmalara sebebiyet vermişti. Onların rüyalarını Cebrail, bizimkini ise sanki İblis getiriyordu. Mustafa İslamoğlu'nu iyi olarak gördüğümüz zuhuratlardan hoşlanılmazdı...
Bendeniz acizane iki benzetme yapmak istiyorum tarikatlara dair. Dergaha ilk girmemle nasıl rüyalarımın ve hayatımın değiştiğini biliyorum. Detayları geçiyorum. Tasavvuf yolu bir hakikattir noktasındayım hâla. Mamafih "ve fakat" ile başlayan yığınla cümle kurabilirim.. Tarikata dokuz senesini vermiş ve bu dönemde bir yandan da Mustafa İslamoğlu'nu takibedegelmiş biri olarak çok klas bir denge oluşturan sağlam bir zemine basabildiğimi düşünüyorum, Allah-u alem, yanılma payım vardır.
İlk benzetmem şudur: Başarılı bir öğrenci için aktif, aktüel, geniş imkanları ve harika bir kütüphanesi olan kocaman bir üniversite gibidir tasavvuf. Levh-i mahfuz ile bağlı gibidir mürid. Yani içimizdeki münafıkla uğraşır durur. İnsan-ı kamili amaçlar. Yani Hazreti İnsan'ı. "Ey iman edenler, iman ediniz" ayetinde olduğu gibi, amaç hakikattir. Üniversiteler güzel olmasına güzel ve verimlidir de, rektör ve dekanlar işin hakikatini bozarlar. Buna istidraç denir. Ben diyorum. İlim ve ikram şimarması. Allah'ı zikreden kul kınanmaz, Allah'ın verdiği ikramlar da kıskanılmaz. Ama bunları kullanarak da Allah ile kul arasında bir istasyon kurulamaz.
Burada herşeyden evvel, kişinin imanını kendinin oluşturması gerekiyor. Sürekli sağlama yapması. Sorgulaması. "Neden?" diye sorması. Bu durumda ne sel, ne yel, ne de başka bir şey götürebilir içimizdeki dinamikleri. "Mürşid-i kamil bu dergahta oturandır" diyene "Mürşid-i hakiki Kur'andır" diyeni tercih etmek harika bir tavırdır. Ve nedense dergahlarda bir milliyetçi rüzigâr esmesi doğal mıdır bilemiyorum. Bizim dergah MHP'liydi mesela. Bu da tarifi ve dönüşü imkansız durumların devamlarından biriydi.. Varın içimdeki çatışmayı siz düşünün. "Şeyhin Mhp'ye oy verin diyor, sen de Akp'ye veriyorsan, münafıksın" sözünü bizzat duymuşluğum vardır. Ki o seçimde ben farklı bir zuhurat görmüştüm Akp'ye dair, müsbet yönde. Ama malum, bizim zuhuratlar tekere taş koyuyor ya!
Çok interaktif bir süreçtir bozulmamış dergahlar. Dünyevi konularda gece okumalarını da içeren namazda sorular sorulur, cevaplar alınır. Tevbesi ve zikirleri harikadır. İlahileri aynı şekilde..Ama şeyh efendi müridinin Allah ile olan ilişkisini de kıskanıp bunu engelleyebilir. İşte kıyamet burda kopar. Şahsiyetli müridin kafasına sıkıp gitmesi istenir adeta. Yani "önü kesilen asistan" durumları. Nitekim bendeniz bu bağlamda bilinçli olarak dergahtan gönderildiğimi düşünüyorum. Yani rektör asistanı üniversiteden uzaklaştırmıştır. Öğrencinin çalışmasını ve bilincini muhakkak bir gören ve değerlendiren vardır tabi ki. Ve çok şükür zuhuratlar da hep bizim düşüncelerimizi destekledi..
Evet çok sözler söylenip duruyor. Ben dokuz senenin öncesinde de İslamoğlu'nu izlerdim. O süreçte de ve şimdi de. Dergah bana bir katalizör oldu hakikat yolunda. Bunu inkar etmem nankörlüktür. Ama Allah ile arama girmeye kalkanlara, kim olursa olsun "Dur!" derim, dedim de.
İkinci benzetmem, benim bakış açım olan ilk benzetmeye bakarak biraz mevcut durumu anlatmaya yönelik bir benzetmedir. Tasavvuf matrixtir. Kişisel mutluluklar ve tatmin duygusu verir. Filistin'e yardımın adı-sanı okunmaz ama Dergah'ın tadilatına verilen paranın kişiyi ne kadar huzurlu ve mutlu ettiğini görmüşümdür. Bu bağlamda Akşemseddin hazretlerinin Fatih'i tarikata almaması meselesi de dikkate şâyândır. Benlik, kişisel huzur ve seyrü seferler, kişiyi mücadeleden ve hayatta aktif olmaktan alabilir. Matrix'te biraz bilgece ve tutkuyla devam edersen, ajan Simith'ler tarafından engellenirsin. Mesela bu konu yedi serilik animatrix çizgi filmlerinde açıkça anlatılmıştır.
Asıl diyeceğim meseleye geliyorum. Kıymetli Mustafa İslamoğlu'nun, Engin Noyan'la HilalTV'de yaptığı Vahyin Penceresinden isimli serinin "İrfan, Tasavvuf ve Tarikat" bölümü mutlaka dinlenmelidir. Bunu bütün müslümanlara tavsiye ediyorum..
...Bu bağlantıda... VAHYİN PENCERESİNDE 31,05,2008 tarihli programda TASAVVUF A, B, C, D olmak üzere alt alta dört kayıt var. Ve uzun bir süreci anlayabilmek için çok başlıklı yorumlardan evvel konunun ne'liğini bilmek gerekir. Mustafa İslamoğlu hem bal yemiş, hem de bal konusunda uzman bir ailede ve çevrede ilk gençlik çağrarını geçirmiş birisidir..
Tabii ki bunlar görene;
Köre ne?!
Diyorum.
...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...
Mus'ab Yasir
Allah daim ziyade etsin hayırlı adımlarını ve ışıklarını..
Âmin..